Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Az Bulutlu

“BABALIK” ve “ERKEKLİK” ROLLERİNE SIKIŞAN KADINSIZ HİKAYELER: “KAPAN”

Arzu Arda Deger
"Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır" Stanley Kubrick

Mevsim kış, bir orman yolunda nefes nefese kara saplanıp çıkan ayaklar ve battaniyede taşınan bir kadın… Uğuldayan rüzgarın fonunda bir yaşamı kurtarma telaşıyla başlıyoruz yolculuğa.

Bir adada balıkçılıkla uğraşan beş arkadaşın günlük yaşamlarının ve daha sonra aralarından birisinin bilinmeyen bir nedenle ortadan kaybolmasıyla yaşanacak olan değişimin kaçınılmaz hikayesini konu edinen “Kapan”, Seyid Çolak’ın senaryosunu Güven Adıgüzel’le beraber yazdığı ilk uzun metraj çalışması.

 

 

Filmin başında sürüklenerek götürülen koç, kadrajımızda belirdiğinde reel ve metaforik anlamda “kurban etme”, “kurban olma” kavramlarıyla karşı karşıya kalacağımızı tahmin etmek zor olmuyor. Ama zurnanın zırt dediği yer de tam burası; Turan adaklık koçunu bir türlü kesemiyor! Çocukları olmayan Turan ve Nuran (Yasemin Girgin) bir kurban vermedikçe “yeşerebileceklerine” olan inançlarını yitirirken, diğer kahramanlarımızın etrafındaki korku ve gerginlik çemberi de gittikçe genişlemektedir, felaketler ardı ardına yaşanmaya başlanacaktır.

 

 

Yakup (Onur Dilber), Turan (Serkan Altıntaş), Halit (Yüksel Akça), Mehmet (Sami Aksu) ve Kadir (Fatih Gühan) tekneleriyle açıldıkları bir geceyi Kadir’in aniden ve bilinmeyen bir sebeple kayboluşu ile tamamlar. Ertesi sabah cesedinin bulunup gömülmesi sonrasında kalan dört arkadaş bu mevzuyu aralarında hiç konuşmaz. Kadir, sesini hiç duymadığımız tek karakterdir. Yakup’un azarlayan ve aşağılayan davranışlarına maruz kalıp sustukça, bu sessizliği vahşi bir kurdun uluması bozacaktır.

Adaya nereden geldiği muamma olan bu “canavar”a kapan ile tuzak kuran Yakup kavgacı, agresif, çocuklarıyla eksik iletişim kuran ve egosunu avını vurma becerisi üzerinden tatmin eden klasik güç bağımlısı, hoyrat erkekliği temsil etmektedir. Hayvana silahı ilk sıkan Mehmet olsa da akşam sofrada karısının (Münibe Millet) “Mehmet senden önce ateş etmiş” demesine bozulan Yakup masaya yumruğunu indirip kendisinin vurduğunu söyler. Aynı sofrada küçük oğlunun okuldaki yüzme yarışını anlatan karısına cevaben sorular soran Yakup oğluyla herhangi bir diyaloğa girmediği gibi “Kazanmış mı?” sorusunu da karısına sorar.

Bir yanda ormanda yavrulayan “canavar” kurdun yaşam alanını çalı çırpıyla korunaklı bir hale dönüştürmeye çalışan ve evladı olmayan, baba olamayan Turan, diğer yanda kurda silahını doğrultup gözünü kırpmadan ateşleyen iki çocuk sahibi, ‘canavarlaşan’ baba Yakup. İnsanın kendi ya da dünyaya getirdiği can(lar) dışındaki diğer yaşamlara olan bakışının ve saygısının tezahürünü “babalık” ve “erkeklik” (güç) kavramlarını kıyaslayarak ele alan Çolak, bu noktada filmin en vurucu atmosferini yaratıyor. Ancak Yakup’un Kadir’e olan tutumuna, Kadir’in yaşamına son verme gerekçesine dair bir bilgiyi ya da tahmin yürütme payı olarak herhangi bir doneyi vermeyişi, diğerlerinin de buna kayıtsızlığı seyircinin önüne soru işaretleri olarak yığılıyor. Bir insanın kendi yaşamından vazgeçebilmesi gerçekten tüm yaşam içgüdüsünü kaybetmesi, tutunacak hiçbir şeyinin kalmaması ile birebir ilişkilidir. Bu başlı başına ana merkeze konulabilecek bir hikaye iken hiç değinilmemesi ve olayın muallakta kalması anlatıyı garipleştiren bir unsur yaratıyor.

Zaten hiçbir karakteri derinlemesine sunamayan senaryo, kadın karakterler açısından da epey sorunlu bir bakış açısına sahip; varoluş ve bulundukları yere kök salma teması doğurma, çocuk sahibi olma üzerinden kurulmuş. Bu kadınlık betimlemelerini tehlikeli ve bir o kadar da yanlış bulduğumu söylemeden geçmeyeceğim. Hatta şunu bile diyebilirim ki, bir cana son vererek başka bir canın doğumuna vesile olma inancı (kurban adama), çocuk sahibi olamama derdi üzerinde gidip gelen bu filmde kadınlar olmasa da film, filmliğinden pek bir şey yitirmeyecek gibi duruyor. Ateş edildiğinde yere düşen şeyin hayvanın kulağı olduğu söyleniyor. Kulak, filmlerde ana rahminin bir metaforudur. Güç sahibi (eli silahlı) erkek, kurdun rahmine- analığına ateş etmiştir.  Ancak kurt ölmemiştir, kaçıp diğerleri için tehlike oluşturmaya başlayacaktır.

Seyid Çolak, kurdun yavruladığı, Turan’ın onu bulduğu ve daha sonra Yakup’la Mehmet’in silahlarını doğrulttuğu sahnelerdeki rejiyi doğru kurmuş. Seyirci olarak kurdu (kaçışı dışında) görmüyoruz, yavrularını görmüyoruz, bunun yerine karakterlerini kadrajın merkezine konumlandırarak seyircisine ayna tutuyor ve yüzleşmeye vesile oluyor. Turan’ın sevgi ve şefkat dolu gülümsemesiyle, Mehmet ve Yakup’un dördüncü duvar ihlali yaparak yüzümüze doğrulttukları silahlarla göz göze geliyoruz.

 

 

Dünya prömiyeri 41. Uluslararası Moskova Film Festivali‘nde yapan ve katıldığı festivallerden birçok ödülle dönen “Kapan”ın resimlerindeki özenli işçiliğine kocaman bir artı verelim. Görüntü yönetmeni İlker Berke’nin ismini en son İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz “Körleşme” filminden hatırlayabiliriz. Ayrıca filmografisinde hepimizin çok sevdiği “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filminin olduğunu da hatırlatayım.  Filmde en çok beğendiğim resim çocukların çok güzel olan bir ağaç kovuğu üzerinde uyuduğu planlardı, bana Reha Erdem‘in Beş Vakit” filminde kayaların üzerinde uyuyan çocukları hatırlattı. Görselliğin bu kadar vurucu olmasında elbette mekan olarak seçilen Mada Adası’nın tabii güzelliklerinin de payı fazla, sadece omuz kamera çalışılan birkaç plandaki sallantılı ve dengeyi kuramayan sorunlu resimler rahatsızlık yarattı, ama bunlar çok ufak detaylar. Değişik mevsimlerde gerçekleştirilen çekimlerde farklı renk paletlerini görmek mümkün; hikayeye eşlik eden doğanın sesleri (rüzgar, yağmur, kurt uluması, kelebeğin çırpınışı, köpeklerin, kuşların sesleri) de filmin fonuna çok başarılı bir şekilde yerleştirilmiş. Kullanılan müzik ne ön plana çıkıp anlatıyı bastırıyor ne de geride kalıyor, Ali Saran’ın müzikleri gayet ölçülü ve gerilimi destekliyor. İlk filmini çeken yönetmenler genelde yazdıklarına/çektiklerine kıyamadıklarından gereksiz diyalog, plan, sahnelerle anlatıyı uzattıkça uzatıp, sündürürler, Kapan’ın eksikleri var fazlalılığı yok, süresi de gayet makul.

 

 

“Kurt çobanını tanımadığı sürüye girmez” diye bir replik vardı Fatih Özcan’ın yine kurt-insan temasını işlediği filmi Mavzer’de. Kendisine ateş eden “çoban”ı unutmayan vahşi kurt, kendisi için tehlike yaratan bu sürüye girecek midir, sürüden herhangi birine zarar verecek midir? Bir türlü ve -iyi ki- kesilemeyen bir koçun yerine faturanın kesildiği başka bir can mı gerekmektedir? Doğa dönüşümlü bir sisteme sahiptir ve illa ki kendi dengesini kuracaktır.

Soruların cevabı filmde, film bu hafta vizyonda.

Şimdiden iyi seyirler.

 

Kapan fragman:

https://boxofficeturkiye.com/film/kapan–2015319/fragmanlar

 

 

arzuardadeger@gmail.com

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.