DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 6°C
Kar Yağışlı

KURTLARLA KOŞMUŞ, KUŞLARA YEM OLMUŞ GİBİYİM…CLARISSA PINKOLA ESTÉS’in Kurtlarla Koşan Kadınlar / Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler….

15.12.2020 - 11:18    google-news - ABONE OL

“Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık.”

 

Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa P. Estés

 

Merhaba

Bu haftaki yazım; kapitalist sistemin dayattığı,  endüstriyel çarkın da önerdiği bir takım kısır roller verilen kadın kimliği ve aslında bu tariflere hiç uymayan başka bir kadın kimliğinden;  yani doğanın gücünü içinde barındıran,  sınırsız bir yaratıcı tarafı  bulunan, bunu da kurtların  vahşiliğinde olduğu savını  anlatan müthiş bir kitap vasıtasıyla aktarmaya çalışacağım. Bu kitap:  Uluslararası  platformda tanınan,  ödül kazanmış bir şair,   Uluslararası Analitik Psikoloji Kurumu tarafından Jungcu Psikanalist Diplomatı seçilen bir psikanalist ve bir cantadora olan  (Latin geleneğinde eski öyküleri toplayıp saklayan kişi) CLARISSA PINKOLA ESTÉS’in Kurtlarla Koşan Kadınlar / Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler….

 

Uzun zamandır çok merak ettiğim   bu yazarı ve kitabını  alıp   okumaya başladıktan sonra bütün kadınlara ulaşması adına, tavsiyelerde bulunulması gereken bir  kaynak  olduğunu düşündüm.  Bu kıymetli kitabı okuyan, bu öykülerle kendi benliğine doğru yolculuğu özümseyip öğretilenlerin dışında bambaşka bir sav ile yüzleşebilme becerisi gösterebilen herkes gibi beni de her satırını paylaşma ihtiyacını hissettirdi…

 

CLARISSA PINKOLA ESTÉS 19.yuzyildan itibaren  tüm dünyanın doğadan uzaklaşan  ve   kapitalist  sistemin içine girerek ve düzenin getirdiği  duygu yoksunluğu ile birlikte bu endüstriyel çarkın içinde kaybolan bir  insanlıktan bahsediyor. Ve özellikle bu durumun içindeki kadını ele alıyor; kadınlığa ait tüm  içsel kabiliyetlerin erezyona  uğradığını, kadının kendi   doğal sesini ve benliğini  yitirdiğini  de belirtiyor.  Ve onu bulması adına ilk işinin içlerindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu da ekliyor. Kadınların içlerinde yatan sınırsız gücün kurtların doğal vahşiliğinde yattığı savını ileri sürüyor.

 

 

Bir psikanalist olan Estes,  geleneksel psikolojinin, yaratıcı ve yetenekli derin kadın imgesine yer vermemesine karşı çıkar. Vahşi Kadın arketipi hakkında çalışmalar yapmaya başlar. Bir yandan da vahşi hayatın biyolojisi ve özelinde kurtlara dair çalışmalar yürütmüş olan yazar kitabının adının kurtlar ve kadınlar arasında benzer ruhsal karakteristiklerin olduğunu keşfetmesinden geldiğini söylüyor.

 

Kurtlar ve kadınlar arasında benzer ruhsal karakterist özellikleri,  şu şekilde anlatmış kitabında:

 

“Sağlıklı kurtlar ve sağlıklı kadınlar belirli ruhsal karakteristikleri paylaşırlar: Keskin bir duyarlılık,  bir ruh ve yoğun bir kendini adama kapasitesi. Kurtlar ve kadınlar, doğaları, araştırıcılıkları, büyük bir dayanıklılık ve güce sahip olmaları bakımından yakın akrabadırlar. Sezgileri çok güçlüdür; yavruları, eşleri ve sürüleriyle yoğun bir biçimde ilgilenirler. Sürekli değişen koşullara uyum sağlamakta deneyimlidirler; tuttuklarını koparmalarının yanında çok da cesurdurlar.

 

Estes’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri,  zerafetleri  ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır aynı zamanda…

 

Kadınların doğuştan gelen, en temel doğası olan vahşi kadına dair şu ifadeleri kullanır:

“Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır.  Hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür.”

 

Kitabın adında da geçen nedir bu: “MİT ve ÖYKÜLER?  

Bir şekilde bastırılan, susturulan ve özünden kopartılmaya çalışılan, vahşi yaradılışlı kadının, yeniden hayat bulması adına, kadınlara bir takım öyküler anlatıyor yazar kitabında. Ve bu öyküleri analiz ediyor sonrasında. Bu eseri  önemli ve özel kılan da bu mit ve öyküler.

Bu öykülerden biri olan    “ Mavi Sakal”  hikayesinden,   sizlere de örnek olması açısından kısaca bahsetmek istiyorum:

Mavi Sakal günün birinde üç kız kardeş ile karşılaşır. Bu ilk karşılaşmada kız kardeşler, Mavi Sakal’ın çok tuhaf ve çirkin olduğunu düşünürler. Ondan korkarlar. Ancak zaman geçtikçe aslında çok da tuhaf olmadığını düşünmeye başlarlar. Mavi Sakal en küçük kız kardeşe evlenme teklif eder. Sakalı aslında o kadar da mavi değil diyerek bu teklifi kabul eder. Ve bir canavar ile evlendiğini anlaması pek de uzun sürmez genç kızın.

Anlattığı bu öykünün analizini de şu şekilde yapıyor yazar: Canavar ile evlenmeye bu kadar kolay bir şekilde razı olunmasını; Kızların daha önce, (5 YAŞINDAN ÖNCE) yaptıkların seçimi olduğunu belirtiyor. Kızlara her türlü  tuhaflığı  görmezden gelmelerini, durumu hoşa gider hale getirmeleri öğretilmiştir.

“Sakalı aslında o kadar da mavi değil” diyebilmenin çok uzun zaman öncelere dayanan bir eğitimin sonucunda kafalarında oluşan bir öğrenmedir. “ Nazik olmaya yönelik olan bu eğitimin, kadınların sezgilerini umursamamalarına neden oluyor.

 

Çok sevdiğim bir yazar olan, yazdıklarıyla oldukça ses getiren, ve kitaplarında da Estes’in sözlerini alıntılayan Nihan Kaya “İyi Toplum Yoktur” isimli kitabında, kızlara dayatılan eğitimden şu şekilde bahseder.

“Kızlar sessiz, uysal,uyumlu, her şart altında nazik olmak üzere eğitilir ve böyle oldukları sürece, böyle oldukları için ödüllendirirler.”  Halbuki “Baskıcı şartlar altında sadece nazik olmanın ödülü, çok daha fazla kötü muameleye maruz kalmaktan başka bir şey değildir.”

İyi Toplum Yoktur derken yazar, toplumu kötülemek değil, toplumun bireyi istismar biçimlerini anlatarak, bunlar üzerinde bir daha düşünmeyi ve iyi hale getirmek adına bilgilendirmeyi  hedefler.

Nihan Kaya ve kitapları ayrı bir yazımın konusu olabilir. Ancak günümüze ışık tutması açısından ve bu konuyla bağlantısı olduğu için bahsetmek istedim.

Geçtiğimiz günlerde  önemli bir yazarın adı, yıllar önce  genç meslektaşlarına yaptığı  cinsel istismar ile gündeme geldi ve o çevrede büyük bir etki bıraktı. Sevdiğim ve saygı duyduğum,kitaplarını büyük hayranlıkla okuduğum ve   imzalatmak için saatlerce sıra beklediğim bu yazar, benim açımdan da  büyük bir hayal kırıklığı olmuştur.  Edebiyat sevenlerin de büyük hayranlığını kazanmış olan,   geçmişte,  yazar olma arzusu ile, usta  bir kalem   olarak gördükleri ve büyük istek ve heves ile yazma tutkusu içinde  iletişim kurdukları,   ve bu iletişim esnasında eril gücün başka bir tutku içinde olmasından sebep,   maruz kaldıkları cinsel  istismarı ifşa ettiler. Yıllar sonra gelebilen bu itiraf ile artık korkmadıklarını cesurca gösterdiler.   Bize yıllar öncesinde ve kafamıza işlenen nazik, kibar olmamız açısından, korkuyla verilmiş eğitimin payı oldukça büyük. Ve bu tip durumlara da örnek oluşturmakta. Bu kadın yazarların bu olayla ilgili yazılarını ve o   zaman maruz kaldıkları bu istismarı  hangi duygularla karşıladıklarını ve sonrasında içinde yaşadıkları hisleri,  okuduğunuz zaman çok daha iyi anlayacaksınız. İşte Estes’in bahsettiği kadının cesur kimliği, daha öncelere dayanan ve özünden uzaklaşmasını sağlayan yanlış eğitimlerle yok edilmeye çalışılıyor. Yıllar içerisinde bunu kimseye anlatamamanın verdiği ızdırap yadsınamayacak ölçüde olduğunu kabul etmek gerekir. Bütün hepsine bunu su yüzüne çıkarma cesareti buldukları için teşekkür ediyorum bir kadın olarak…

Yazılacak, anlatılacak çok şey var. Bağlantısını kuracağımız, yaşadığımız bu toplumda bunun yansımalarını bulacağımız, bizzat deneyimlediğimiz ve nedenlerini henüz keşfedemediğimiz. Bunların dili olmuş ve kadınlara rehber olmuş yazarlarla farkındalığımızı arttırabiliriz. Gelecek nesillere rehber olabilecek,  onlara doğruyu aktaracak ve özlerini unutturmadan vereceğimiz eğitim belki de bir çok şeyi değiştirebilir. Prenses masallarıyla büyütülen bir nesilden geliyoruz. Artık başka şeyler okumanın ve okutmanın zamanıdır. Bir çoğumuz bunun  farkındayız. Olmayanlara her defasında anlatmak ve o atıldıkları ve içinde  kayboldukları derin kuyulardan ve uykularından uyandırmanın zamanı geldi ve geçiyor bile.

Yaratıcılığımızı fark edeceğimiz ve onu kullanabileceğimiz, bu yaratıcılığınızı köreltmeyecek ve de  destekleyecek insanlarla beraber olup, cesur adımlarımızı rahatlıkla atabileceğimiz bir  hayat diliyorum her birimize…

 

Yazımı Clarissa P. Estés’in bir şiiri ile bitirmek istiyorum.

Rüzgarlı tepeleri dolanıyor çığlık.
Durmuyor içimde dans eden kız.

Kırmızı bir denizim;
içim kanıyor.

Karanlığın dokunuşlarıyla
eskiyor tenim.

Hep hazırlıksız yakalanıyor
masumiyet. uçurumunda
kucaklaşıyor rüzgarıyla.

Düşmeden az önce…
boşlukta…
çatlıyor kalp.

Hayal etmeliyiz düşerken ölen o yüzü,
kemiklerini bohçasında taşıyor hayalet.

Yeniden yeniden kurtlarla
koşmak için bir işaret,
kırmızı bir denizde kanıyor içim.

Dünya dönüyor.
durmuyor

Dönüyor içimde
kız…

Durmadan
kanıyor.


Bu Haberi Paylaş
          google-news
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.