Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Az Bulutlu

NİTELİKLİ SUÇ EDEBİYATI – KUZEY POLİSİYELERİ…

Kökünden yıkılması gerekli sersemce bir tutku bu! Toptan yok edilmeli. Tek ateşli silah kalmamalı yeryüzünde. Yasalar yasaklanmalı! yapılagelmeleri ve de her tür insanın bunları çekmecelerinde alıkoyup, sokaklarda yanlarında taşımaları ancak bir gerçeği gözler önüne serer: düzen tümüyle bozuk, sapık ve de aşağılıktır. Birtakım soysuzlar silah yapıp satmakta, ceplerini şişirmekteler. Nasıl ki, başkaları da uyuşturucu madde ve öldürücü haplar yapan fabrikalar kurarak kasalarını dolduruyorlarsa. anladın mı kadın? Anladın mı şimdi?

Maj Sjöwall – Gülen Kadın

 

Kitap okumayı seven biri olarak,  Bir hikayenin olay örgüsü,kurgusu,karakterleri, hikayenin geçtiği yerler, gizemi ve merak uyandıran unsurları çok önemli  benim için. Ayrıca   toplumsal ve siyasal konuların  iyi bir şekilde  işlenmesi, bu hikayelere gerçekçilik katması açısından da  son derece kayda değer özellikler… Ayrıca hiç bilmediğim ülkelerde, coğrafyalarda; özellikle yaşadığım ülkeye hiç benzemeyen kültürlerde dolaşmak adına da  benzersiz bir deneyim yaşatıyor bana…  O yüzdendir ki bu haftaki  köşe yazımı, uzun zamandan beri yazmak istediğim,  benim de çok severek okuduğum, yukarda bahsettiğim tüm özellikleri  kapsayan,  tür bakımından dünyada  çok ayrı ve önemli bir yer edinen;  Kuzey Polisiyeleri’ne  ayırdım..  Ve  de   İsveç’in en önemli polisiye yazarı olan; kitaplarını keşfettiğimden beri, her bir çevirisini merakla beklediğim, Camilla Läckberg  hakkında da yazmak  ve   bu vesileyle İsveçli  bu kıymetli yazarı sizlerle tanıştırmak istedim…

Bildiğiniz üzere; Kuzey Avrupa;  Avrupa’nın kuzey bölgesine verilen bir isimdir. Ve bir çok Avrupa ülkesini kapsar.  Aralarında; İsveç ,Norveç ve İzlanda da bulunmaktadır.   Kuzey   Polisiye tarihi, işte bu ülkelerden biri olan İsveç ‘ de doğmuştur.  Maj Sjöwall ve Per Wahlöö isimli iki gazetecinin 1965 yılında  bir  sohbetleri  esnasında;  ülkede gerçek olarak yazılmış  bir polisiye roman olmadığını düşünmeleri ve birlikte yazmaya karar vermeleri ile başlıyor.

 

‘Nordic Noir’ denilen Kuzey polisiye edebiyatının kurucusu sayılıyorlar. Kuzey polisiyesine kazandırdıkları saygınlık başta olmak üzere bütün dünyada çok sayıda polisiye yazarına da ilham kaynağı oldular. Ben de ilk olarak  bu  iki güzide yazarı okuyarak başlamıştım,bu  macerama…

Kuzey Polisiyesi  artık Avrupa Polisiyesinin en önemlilerinden biri. Bu yazarlardan en sevdiklerim ve okumaktan büyük zevk aldığım isimler arasında;   Maj Sjöwall – Per Wahlöö, Jo Nesbo ve Camilla Lackberg, Arnaldur Indridason ve Stieg Larsson’u sayabilirim.

221B Polisiye Dergisi’sinin ( Dip not olarak: Derginin adı, ünlü dedektif Sherlock Holmes’in İngiltere’deki Baker sokağındaki evinin kapı  numarasıdır ve ismioradan gelir…) 2018  yılının Ocak-Şubat ayında çıkan sayısında, gazeteci Ayşe Erbulak, “Sakin Kuzey’in Şiddeti” adını verdiği yazısında, bu polisiyelerle ilk tanışmasını şöyle anlatıyor: “İtiraf etmeliyim ki Kuzey Polisiyesiyle İsveçli Henning Mankell’in Tv’de gördüğüm Wallender  dizisiyle tanıştım. Seyrederken ilk onuncu dakikada vuruldum. Yazarın tüm kitaplarını alıp okudum.

 

 

12 yıl Norveç’de yaşadığını belirten yazar; Kuzeylilerin çok kitap okuduğunu ve en çok da polisiye okuduklarını belirtiyor. Yani bir nevi arz talep meselesi…  Talep arttıkça,  yazarlar da sürekli gerilim ve polisiye yazıyorlar. Bir bakıma ön sıralarda yer almalarını sağlayan etkenlerden biri de, talep karşılığı durmadan  yazılan kitaplar…

Ayrıca yazısının başka bir bölümünde;  yılın en büyük bayramı Paskalya’da yine  en büyük eğlencelerinin dağ evine gidip, “Kvikk Lunch” çikolatasıyla cep boyutunda yayımlanan “Paskekrim” yani “Paskalya Polisiyesi” olduğunu anlatıyor. Her yıl Mart ve Nisan ayları içinde, “Beyaz Bahar” (yani onlara uygun olan şekliyle) döneminde gündüz kayak yapıp akşamüstü kitaplarını okuduklarını ve işte tam o dönemde polisiye kitap satışlarında patlama olduğunu belirtiyor yazısında…

 

Gelelim Kuzey Polisiyeleri nin genel içeriğine;  İnsan psikolojisinin  yanı sıra siyasi ve toplumsal sorunları da merkeze alıp, eleştirel bir bakış açısıyla yapıyorlar bunu… Örneğin; Maj Sjöwall ve Per Wahlöö/  Martin Beck öyküleri, polisiye kurgu içinde çok güçlü toplumsal eleştirilerin yer aldığı yapıtlardır.  Martin Beck öykülerinde cinayetin toplumsal nedenleri araştırılır…Ayrıca merkeze aldıkları diğer konu ise  cinayeti çözen;  katil ya da katilleri yakalayan nev-i şahsına münhasır dedektifler…   Bu dedektiflerin  bireysel katkıları yadsınamaz ölçüde iyi olup,   olayları detaylı ve adil bir şekilde çözüme kavuşturmaları ile de ön plana çıkıyorlar.

İsveçli polisiye yazarından, Läckberg bir röportajında, kitaplarında da yer verdiği gibi  aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddetinde İsveç’de  toplumsal bir sorun olduğunu anlatmış.. Dünyanın  en önemli sorunlarından biri   ve yaygın olanı maalesef  şiddet ve istismar… Bu toplumsal refahı en üst düzeye taşımış toplumların bile en önemli yarası…

Kuzey Avrupa  ülkeleri, her bakımdan ileri noktalarda. Mesela İsveç,  sürdürülebilir çevrenin en önemli temsilcisi.  Atıkların ayrıştırılıp atılması ve bu kurala uymayanların başına dert açıldığı, babaların doğum izni aldığı, İş yerlerinde takım elbisenin olmadığı, en üst düzey yöneticinin  bile kot ve gömlekle iş yaptığı, ürettiği ürünlerden yüksek vergi alındığı ve en önemlisi eğitimin parasız oluşu gibi daha da  sıralandıracağımız  iyi  örnekleriyle,  bizim için çok da hayal barındıran gerçeklerle dolu!

Tabii ki yüzölçümü  bizim ülkemizin yarısı;  nüfusunun da nerdeyse bizim bir metropolümüz  kadar olduğunu düşünürsek, biraz daha ütopik bir coğrafya karşılaştırması olduğunu söyleyebiliriz. Eğitim, kültür, adalet farkındalığının alçak ve yüksek oranını da değerlendirebiliriz. Her toplumda suç, istismar ve şiddetin var olduğunu, ancak bunların güçlü yasalarla engellenebilirliği konusunda da yeterliliğini ön görebiliriz… Kaldı ki çöpü ayrıştırmayıp,   atanı  cezalandıran bir sistemin olduğu bir  ülkeden bahsediyorsak….

 

Ülkenin huzurunu bir kenara bırakırsak, aslında yazmak istediğim asıl konuya tekrar  dönmek istiyorum. Yazımın başında da  belirttiğim gibi, 1965 yılında  Maj Sjöwall ve Per Wahlöö ile başlayan,   bu gerçek bir  polisiye  yazma serüveni, günümüze kadar çok iyi bir şekilde yol almış. Bunlardan biri de yine yazımın içinde bahsettiğim,  yazarlardan biri olan,  ve asıl ismi Jean Edith Camilla Läckberg Eriksson yani İsveç Polisiye Kraliçesi olarak anılan, Camilla Läckberg’dir.

Bu yazarın kitaplarını okumaya başlamam ile birlikte başka bir dünyanın daha  kapılarını aralamış oldum. Açılan bu başka dünyanın adı; İsveç’in küçük bir balıkçı kasabası olan, yazarın da çocukluğunun geçtiği Fjallbacka’dır…  Ve orada yaşanan hayatlar, insanlar, olaylar…

Kitaplara geçmeden önce, yazar hakkında biraz daha  bilgi vermek istiyorum. Aslında  ekonomist olan yazar,bir zamanlar en büyük hayalinin polisiye kitaplar yazmak olduğunu,  buna  vaktinin,  en kötüsünün de cesaretinin  olmadığını anlatıyor…   Ancak eşinin Noel hediyesi olarak,  kendisini yaratıcı  yazarlık kursuna yazdırmasıyla, bu işi yapabildiğini görerek, cesaretinin geldiğini ve ilk kitabı Buz Prensesi’ni bu sayede yazdığını da belirtiyor… Yani hayatının dönüm noktası; yazar için anlamı oldukça büyük, bu  noel  hediyesi ile  gerçekleşiyor.

Bu yolda emin adımlarla ilerlerken kariyerini; İsveç’in Agatha Christie’si olarak anılarak daha da parlatıyor. Ünlü yazarın kitaplarıyla  İlk tanışması,  yedi yaşındayken babasının kütüphanesinde bir romanını bulup okumasıyla başlıyor…. Bütün kitaplarını büyük bir heyecanla okuyor ve ona olan hayranlığı böyle başlıyor.

Camilla Läckberg verdiği bir röportajda, yazarlık kariyerine başlamasının onu ne denli mutlu ettiğini şu cümlelerle ifade ediyor:

“Bir hayalin peşinden giderek bütün hayatımı değiştirebilmiş olmamla gurur duyuyorum. Herkesin hayalleri vardır ama pek az kişi bunları gerçekleştirmeye çalışır. İyi ki işimi bırakıp yazmaya başlamışım. Bunu yapmasaydım şimdi hem başarısız, hem de çok mutsuz bir kadın olacaktım.”

 

2008 yılında  Fransa’nın saygın polisiye ödüllerinden ‘Grand Prix de Litterature Policiere’ i almıştır.

Kitapları bu sayede 33 dile çevrilmiştir.

 

Mutluluk,  başarıyı da beraberinde getirmiş…  Bir insanın hayallerinin peşinden gitmesi, ve peşinden gittiği şeyle mutlu olabilme ihtimalinin en güzel örneklerinden biri Camilla Läckberg…

İlk romanı katıldığı yaratıcı yazarlık kursunda yazdığı Buz Prenses.  Zirveye giden yazarlık kariyerinin başlangıcını oluşturan bir kitabıdır.   Läckberg’in polisiye romanları Danimarka, Fransa ve İspanya’da çok satanlar listelerinde en üst sıralara çıkmıştır. Yani sadece kendi ülkesinde değil, uluslararası platformda da yerini almış, bir yazardır aynı zamanda…

 

2003 Yılında Buz Prensesi ile başlayan Fjallbacka Serisi sırasıyla:

Vaiz

Taş Ustası

Yabancı Saklı Çocuk

Deniz Kızı

Hayalet Adası   şeklinde devam ediyor.

 

 

 

Yazar serinin başka kitabını yazsa dahi, çeviri için beklemem gerekiyor. En kısa zamanda tekrar okuyabilmeyi umuyorum.

 

Kuzey polisiyeleri ile ilgili yazılacaklar elbette bunlarla sınırlı değil.  Benim önerim;  bir kuzey polisiyesi alın ve okuyun. Özellikle bu türden hoşlananlar  ve hiç deneyimlememiş olanlar için kesinlikle tavsiye ederim.

 

Yaşadığımız şu kötü ve endişeli süreçte, ruh ve beden olarak  sağlıkla kalmanız ve kitap okumaya vakit ayırabilmeniz  dileğimle…

ETİKETLER: , ,
YORUMLAR

  1. Gökhan Başkan dedi ki:

    Besleyici bir yazı olmuş, kaleminize sağlık.

  2. Pınar Dönmez dedi ki:

    teşekkürler